12.08.2010
Meksika’da Zapatalar tarafından hayata geçirilen özerklik modeli üzerine araştırma yapan Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gambetti, Kürtler tarafından gündeme getirilen ve tartışmaya açılan “Demokratik Özerklik” modelinin sosyal, siyasal, hukuksal ve ekonomik ayaklarının iyi oluşturulması gerektiğini söyledi. Dünyanın 100 ülkesinde uygulanan özerklik modelinin özgürlükçü bir modele dönüşmesi için felsefi temellerinin önemine dikkat çeken Gambetti, DTK’nın kararından büyük heyecan duyduğunu ve Kürt hareketinin sosyal ve siyasal birikimi ile bunu gerçekleştirecek güçte olduğunu söyledi.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 4. Genel Kurulu’nda inşası kararlaştırılan ‘Demokratik Özerklik’ Türkiye’de çeşitli kesimler tarafından sıkça tartışılıyor. İçerik olarak bilinmemesine rağmen ‘bölünme’ paranoyası ile ele alınmasına konuyla ilgili çeşitli ülkelerde çalışmalarda bulunan akademisyenlerin tepkisine neden oldu. Bunlardan biri de Meksika’da Zapatistaların ‘özerlik’ deneyimini araştıran Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Zeynep Gambetti. Türkiye’de indirgemeci bir mantıkla yürütülen tartışmanın referanslarının çok doğru olmadığını dile getiren Gambetti, sadece özerklik değil ‘demokratik özerklik’in uygulanabilir bir model olduğu görüşünde.
Sadece özerklik yetmez, ‘demokratik özerklik’
Dünya üzerinde Rusya, Çin, Finlandiya, İspanya, Hindistan dahil yüzün üstünden ülkede ‘özerlik’ uygulandığını anımsatan Gambetti, “Dünyada çok fazla özerk bölge örneği var; 100’den fazla özerk bölge ya da özerk şehir var. Mesela Arjantin’deki Buenos Aires şehri özerk bir şehirdir. Şimdi bunun adını nasıl koyacağız? Bölge diyemeyiz çünkü bölge dediğimiz zaman daha çok coğrafi bölge anlamına geliyor. Çok çeşitli özerk ünite örneği var. Eyalet var, bölge var, coğrafi bölge var, etnik halk var. Yani özerklik tek bir kalıba sığdırılabilecek bir model değil. Biraz da ülkedeki tarihi ve toplumsal unsurların belirlediği bir model” diye konuştu. ‘Özerklik’ modellerinin bazılarının alttan gelen talepler sonucunda oluştuğunu, bazıları ise İspanya örneğinde olduğu gibi merkezi devletlerin ilan etme hakkı olduğunu aktaran Gambetti, halkın kendi örgütlenmesiyle oluşan özerklik biçiminin önemli bir model olarak ele alınabileceğini söyledi.
Devlete değil, demokrasiye dayalı
Özerkliğin illa demokratikleşme anlamına gelmeyeceğini dikkat çeken Gambetti, “Kendini yönetmek illa baskıdan, hegomonyadan ve sömürüden kurtulmak değildir. Yöneticiler halkları sömürebilir” diye konuştu. Demokratik özerkliği anlamak için devlet kavramının iyi incelenmesi gerektiğini kaydeden Gambetti, “Modern devletin tarihine bakıldığı zaman birincisi burjuva devleti olduğunu, ikincisi iktidarın her zaman ezen dışlayan, alttaki seslerini bastıran bir unsur olduğunu görüyoruz, tarihte her zaman bu böyle olmuş, hiçbir devlet demokratik olmamış. Devlet ve demokrasi yan yana durabilen oluşumlar değil. Dolayısıyla beni demokratik özerklik denince en çok heyecanlandıran alternatif bir siyaset modeli üretme fırsatıdır” dedi.
Gambetti, DTK’nin sonuç bildirgesinde yer alan kararların tam da bu noktaları kapsadığını söyledi. Gambetti, Türkiye kamuoyunun sürekli ön planda tuttuğu tehdit algısının aksine ‘Demokratik özerklik’i, ekolojik, kadının özgürleşmesini sağlayan, alternatif ekonomi biçimi içeren bir örgütlenme modeli olarak gördüğünü söyledi. Özerkliğin inşası için hukuksal ve siyasal boyutundan daha fazla ekonomik boyutunun ele alınması gerektiğini dile getiren Gambetti, bunun için antikapitalist alternatif bir ekonomik yaklaşıma ihtiyaç olduğunu söyledi.
Chiapas deneyimi ve alternatif ekonomi
Alttan örgütlenmeye Meksika’da Zapatistaların ‘Chiapas’ bölgesinde uyguladığı sistemi örnek veren Gambetti, oldukça önemli olan bu deneyim hakkında yaptığı araştırmaları anlattı: “Chiapas bölgesinde devlet Zapatistaların ilan ettiği özerkliği kabul etmek zorunda kaldı. Dolayısıyla anlaşmalı bir özerklik değil ve hukuku çerçevesi yok; tamamen fiili bir özerklik deneyimi. Oradaki yerli halk, devletin onlara el uzatmasını beklemek yerine kendi kendine yetebilirliğin koşullarını inşa ediyor. Aslında önemli model teşkil edecek yer burası, İspanya değil. Çünkü özerkliği biz, İspanya örneğinde olduğu gibi, salt kurumsal ve hukuki bir yapıya indirgediğimiz anda teknik bir mesele olur. Özü ve felsefesi kaybolur.”
Antikapitalist olmadan özerk olunmaz
Demokratik özerkliğin, ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuki temellerini karşılaştırmalı olarak aktaran Gambetti, en kayda değer yönün ekonomik özerlik biçimi olduğunu anlattı. Gambetti, şöyle devam etti: “Antikapitalist olmadan özerk olunmaz. Öte yandan bölgenin özerkleşmesi için kaynak gerekiyor. Çok küçük ölçekte örgütlenmelerin başlatılması gerekiyor. Bu konuda incelenebilecek en somut örnek Zapatistalar’ın deneyimi olabilir. Chiapas 5 ayrı otonom bölgeye ayrılmış durumda. Bu bölgelerin her birinde 20-25 adet ‘belediye’ adı verilen üniteler var. Onların altında da 100’e kadar çıkabilen köyler. Üzüm salkımı gibi bir örgütlenme biçimi. Her köy ihtiyaçlarını ve hangi kaynakları nasıl kullanabileceğini ve bu kaynakları nasıl örgütleyeceğini belirliyor. Kolektif tarım, köy komünleri var. Topraklar kollektif olarak ekilip biçiliyor ve ortaya büyük bir güç çıkıyor. İhtiyaç olanı alıp geri kalanını ise mevcut kapitalist piyasaya değil, yardımlaşma ağları üzerinden satıyorlar. Yani alternatif ekonomi dediğimiz şey, var olan anonim piyasa ağları üzerinden değil, bire bir antikapitalist ağ üzerinden yürüyor. Zapatistaların İspanya, Yunanistan, Fransa gibi ülkelerde destekcileri var. Ayrıca dünyanın en büyük alternatif tarım örgütü Via Campesina içinde yer alıyorlar.” Gambetti, bu şekilde simsarlara, tüccarlara değil antikapitalist küreselleşme hareketleri içinde dayanışma ağı ile alternatif ekonominin örgütlendiğini dile getirdi.
Kolektif üretim
Kürtler için ise bölgesel koşullar dikkate alındığında özerkliğe giden yolda kooperatifçiliğin ve kolektif üretimin geliştirilmesi gerektiğini kaydeden Gambetti, bu üretimin uluslararası alanda alternatif ekonomik güçlerle birleşmesi gerektiğine vurgu yaptı. Bölgenin çok yaygın tarım-hayvancılık potansiyeli olduğunu ve bunun iyi örgütlenmesi gerektiğini belirten Gambetti, kolektif üretim alanında dünyanın pek çok özerk bölgesinde tarımdan, endüstriye kadar geniş örgütlenmeler bulunduğunu belirtti. Merkezi hükümetle ilişkilere de değinen Gambetti, “Talep siyaseti, yani devletten bir şey talep etmek yerine kendi kendine bunları örgütlemeye başlamak. Böylesi bir örgütlenme karşısında merkezi devlet muhakkak orada üretilen zenginliğe el koymaya çalışacak. Zapatistalar bu ilişkiyi tamamen koparmış durumda. Türkiye’de ise ayrı bir şekilde formüle etmeye ihtiyaç var. Bu ayrı bir devlet kurmak anlamına gelmez, konfederal sisteme doğru gidebilir de gitmeyebilir de ama esas itibariyle Türkiye’de doğrudan demokrasinin yerleşmesi olarak adlandırılabilir” dedi. Gambetti’nin bu sistemin örülmesinde çekinceli olduğu konu ise şu anda bölgede işçi ve işveren arasında merkezi hükümet baskısı yüzünden oluşan doğal ittifakın böylesi bir örgütlenme modelinde ezen ezilen ilişkisine dönüşmesinde.
Asıl iş bundan sonra
Gambetti, sosyal ve siyasal olarak ‘Demokratik özerkliğin’ model olarak uygulanmasının Kürtlerin mücadele deneyimleriyle ortaya çıkan sonuçlara bakıldığında zor olmadığını düşünüyor. Bunu, “Siyasal ve sosyal örgütlenme açısından bence Kürt hareketinin bulunduğu nokta Türkiye’deki en ileri noktadır. Tabi Kürtler kendilerini ezilen olarak tanımlıyorlar, bu çok normal. Ama batıdan bakıldığında ne kadar büyük bir iş başarıldığı fark ediliyor. Şu anda güçsüz olan, kompleksli ve zaaf içinde olan taraf Türk tarafıdır. Bu ülkede Kürt hareketindeki siyasal bilinç düzeyi başka hiçbir harekette yok. Belki sadece kadın hareketi böylesi büyük bir dayanışma bilinci taşıyor. Dolayısıyla irade açısından, dayanışma ağlarının varlığı açısından Kürtler çok ileride” şeklinde izah eden Gambetti, bunun bir sonraki aşamaya nasıl taşınacağının çok dikkatlice ve taşkınlıklara yer vermeden belirlenmesi gerektiğini dile getirdi.
‘İdeolojik değil demokratik bir temsiliyet’
Kürt hareketinin bütün birikimlerinin ortaya çıkacağı modelin uygulanmasının çok önemli olduğunu dile getiren Gambetti, farklı kültürler, kadınlar, gençler ve toplumun bütün kesimleriyle kurulan ilişkiler ve bunların kendini nasıl ifade edecekleri konusu da ise çekinceleri var. Gambetti, “DTK’da Ahmet Türk’ün dile getirdiği ‘köy sokak komünleri oluşturulması’ yönünü biraz açarsak. Alınan kararları daha yukarı veya stratejik bir merciin yönlendirmeyeceğinin veya alınan kararın aksine davranmayacağının garantisi nedir? Çok yol kat eden Kürt kadın hareketinin bu komünlerde rolü ne olacak? Emekçiler yine aynı şekilde. Bölgedeki sosyal ve politik özerklik örgütlenmesinin önünde durabilecek bir başka unsur, farklı kültürlerle ve dini kimliklerde olan ilişkiler. Süryaniler, Araplar ve farklı kültürlerin temsiliyeti nasıl sağlanacak? DTK oluşumunun içine girmeyen, belki AKP’ye oy veren Kürtlerin de özerklik derken buna katılacağının düşünülmesi lazım ve birleşme zemininin çok ideolojik olmaması lazım” diye konuştu.
‘Teknik değil felsefi temeli olan bir özerklik’
‘Demokratik özerklik’ için hukuki temelin ise ancak yeni bir anayasa ile mümkün olduğunun altını çizen Gambetti, fiili geliştirilebilecek uygulamalarla bu yönde devletin dönüşüme zorlanmasının bir ayağının da anayasa değişimini zorlamak olduğunu söyledi. Model için teknik değil, felsefi temeli olan bir tartışmayı daha uygun bulduğunu yenileyen Gambetti, Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’nın bu noktada uygulanabilirlik yönünde yerel yönetimleri düzenleyen teknik bir metinden ileri düzenleme olmadığını söyledi. Gambetti, ‘Demokratik özerklik’ modelinin merkezi yapı ile bağlarını ise “Her türlü gayri merkezi ya da ademi merkeziyetçi yönetim modeline sıcak bakıyorum. Yerel belediyelerin özerkliği olsun daha bölgesel özerklik olsun federasyon olsun her zaman için ademi merkeziyetçilik sağlıklıdır. Ancak ademi merkeziyetçilikten mucize beklememek gerekiyor. O teknik bir yapılanma modelidir. O teknik yapılanma modelinin içine siz yine yönetenler yönetilenler ezenler ezilenler hegemonik kimlik azınlık kimlik vs. gibi bir dolu iktidar şekillerini doldurabilir, bunları yine onun içinde üretebilirsiniz. Dolayısıyla bu tek başına yeterli olmaz. Demokratik özerklik çok daha fazla temelli yani daha köklü dönüşüm demektir. Toplumsal anlamda zihniyet anlamında siyasal ekonomik bir dönüşüm sağlar. Dolayısıyla bunu sadece kurumsal yapıyla sağlayamazsınız. Kurumsal yapı önünü açabilir. Ama kurumsal yapıyı beklemeden de yapılacak bir dolu iş var. Bölgede bir süredir bu yönlü tartışma ve çalışmalar şahit oldum. Son KCK operasyonları aslında biraz da bu modele darbe vurmak için yapılmış kasıtlı bir operasyon gibi geliyor bana” diye belirtti.
İndirgemeci ve sığ da olsa
Gambetti son söz olarak ise “Demokratik özerklik” tartışmasının başlatılmasını çok önemli bir adım olarak değerlendirerek, “Bu çok uzunlu soluklu bir modelin başlangıç tartışmaları. En zor olan bundan sonra özerkliği inşa edebilmek. Türkiye’nin önünde uzun mücadeleler ve belki de müzakereler gerektirecek bir süreç açıldı. Umarım o kapıyı birileri bir düğmeye basıp kapatmaz. Şu anda indirgemeci ve sığ da kalsa ben sağlıklı bir tartışma sürecini girdiğimizi görüyorum” dedi.
FATMA KOÇAK / ŞİLAN ÖZHAN /DİHA/İSTANBUL