27.09.2010
Akademisyen Zeynep Gambetti, Kürt hareketi tarafından son on yılda geliştirilen Demokratik Özerklik modeli için “kısmi olarak başarılı sayılabilir, ancak bazı engeller henüz aşılmadı” dedi. Türkiye ve Kürdistan tarihi açısından büyük önem taşıyacak bir konu olması açısından bütün olarak Demokratik Özerklik, ‘özerklik’ ile ‘Demokratik Özerklik’ arasındaki fark, bu modelin işleyiş tarzı gibi başlıklarda, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gambetti ile konuştuk.
Neden özerklik değil?
Özellikle ‘demokratiklik’ vurgusunun açığa çıkması ve özerklik ile Demokratik Özerklik arasındaki farka ilişkin Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gambetti, dünyadaki örneklere de değinerek, gazetemize şu değerlendirmeyi yaptı: “Özerklik bir bölgenin veya yönetim biriminin bazı alanlarda merkezi devletten bağımsız davranabilmesini elveren kurumsal çerçevedir. Dünyada pek çok özerklik örneği olduğu gibi, çok sayıda özerklik modeli de vardır. Bunların hepsi birbirine benzemez. Örneğin İspanya’da gayet adem-i merkeziyetçi bir yapı var ve özerk bölgeler kendi dillerini, kendi bayraklarını kullanmanın ötesinde demokratik parlamentolara sahipler. Öte yandan Çin’de de özerk bölgeler var ancak demokratik oldukları hiç söylenemez. Özerklik en nihayetinde kurumsal bir düzendir, halkın kararlara gerçekten katılıp katılmayacağını belirlemez. Özerk bir bölgede yöneticiler halka rağmen ve halkı hiçe sayarak karar almaya devam edebilirler. Demokratiklik boyutu bu yüzden vurgulanmalı ve salt özerklikle yetinilmemelidir. Ben bağımsızlık kavramını özgürlük kavramından ayırıyorum. Bağımsızlık, dıştan gelecek baskılardan kurtulmak anlamına gelir. Ancak halkın kendi yöneticileri tarafından baskı altında tutulmasını, yönlendirilmesini, manipüle edilmesini engellemez. Türkiye’de çok önemsenen İstiklal Savaşı halkın Batılı ülkelerin boyunduruğundan kurtulmasını sağladı örneğin, ancak kurulan devlet tipinin, özellikle de tek parti döneminde, halkı özgürleştirdiği söylenebilir mi? Tam tersine, bağımsız Türk devleti kendi içinde yeni baskılar üretti. Keza, merkezi yönetimden bağımsızlaşmak, özgürleşmenin garantisi değildir. Gerçek özgürlüğün koşulu taban demokrasisidir. Bir halkın kendi kaderini tayin etmesi ifadesinin içi ancak böyle doldurulabilir. Aksi takdirde, halkın önderleri ve seçkinler tabakası dışında kimse özgürleşemez.”
Kitle halinde düşünmek
Kürt hareketi tarafından son on yılda geliştirilen Demokratik Özerklik modeli için “kısmi olarak başarılı sayılabilir, ancak bazı engeller henüz aşılmadı” diyen Zeynep Gambetti, kitle halinde düşünmenin ve hareket etmenin belli avantajları ve dezavantajları olduğuna dikkat çekerek, bu avantaj ve dezavantajları ise, şöyle açıklıyor: “Avantaj olarak, birlikten doğan gücü sayabiliriz. Bölgede siyasi bilincin çok gelişmiş olması, yaşanılan baskının bir kader olmadığına dair inançla oluşturulan irade ve seferberlik çok önemli. Müthiş bir dayanışma duygusu hakim. Kitleler önderlerine sahip çıkıyor, kendilerinden sayıyorlar, bu da çok önemli. Ancak dezavantajlar da var. Örneğin toplumun kendi ekonomisini oluşturması ne anlama gelmeli? ‘Kürt halkı’ kavramı üzerinden düşünmeye devam edilirse, Kürt sermayesinin Kürt emeğini sömürmesinin önüne geçilemez, alternatif ekonomik modeller yaratma gereği duyulamaz. Var olan kaynakların kullanılması konusunda toplumun en alt katmanları karar süreçlerine katmazsınız. Onlar için yine bildik yöntemlerle ‘üstten’ çözüm üretilir. Örneğin toplantılara Diyarbakır’da, Diclekent’te oturanlar çağrılır, Dörtyüzevler’de oturanlar değil. Bu durumda yoksullar ve emekçiler özerkleşmiş olmazlar. Keza, silahlı örgütün Demokratik Özerklik’in kurulmasındaki yeri ne olacak sorusu var. Toprak dağılımı meselesi var. Sermaye de, silah da, toprak da iktidar demektir. Bunlara sahip olmayanların kendi kararlarını kendilerinin almasına göz yumulacak mı? Örgütlenme modelleri ve karar alma yöntemleri konusunda en alttakilerin belirleyici olması gerekir. Köy ve kent meclisleri göstermelik olmamalı. Meclisin varlığı yetmez. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir meclisi var diye demokratik olduğu söylenebilir mi? Özerklik, bayrak, meclis gibi sembollere aşırı anlamlar yüklemekle, bunların fiili olarak içini doldurmak başka başka şeyler. Bence Kürt hareketi de aşırı bir sembolizme kapılmamalı. Kendi bayrağını sallamakla özgürleşmeyi düşünmek kolaycılık olur. Semboller önemsizdir demiyorum, irade ve moral açısından gerekliler. Ancak iş bunlarla bitmiyor, somut sorunlarla yüzleşmek lazım.”
Brezilya, Hindistan ve Meksika
Bir diğer meselenin ise yaratıcılık sorunu olduğunu belirten Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gambetti, sistemin sunduklarının dışında alternatifler üretmek için İspanya’ya değil, dünyadaki anti-küresel direniş hareketlerine, yani Brezilya’ya, Hindistan’a, Meksika’ya bakmanın gerektiğine işaret etti. “Kollektivist tarım, kooperatifçilik, adaletli toprak kullanımı, artıkların işlenmesi ve yeniden üretime sokulması, alternatif ticaret ağları yaratma, devlete rağmen topluluğun aldığı kararları hayata geçirme konusunda dünyada çok önemli bir deneyim birikimi oluştu” bilgisini veren Gambetti, Kürt hareketinin bu örnekleri de ciddiye almasını istedi.
Ezilenlerin özerkleşmesi
Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gambetti, ayrıca Demokratik Özerklik modelinin Türkiye genelinde yayılabilmesi için etnik temelli olmaktan çıkması gerektiğini de düşünüyor. Gambetti’nin bu kapsamdaki görüşleri şöyle: “Önemli olan ezilenlerin ve emekçilerin aynı iktidara karşı mücadele verdiklerini fark etmeleridir. Kürtleri ezen iktidar ile emekçileri ezen iktidar büyük oranda örtüşüyor. Keza, Alevi olsun, Ermeni olsun, hakim millet algısından dışlananlar ve makbul vatandaş sayılmayanlar çok benzer baskılara maruz kalıyorlar. Burada söz konusu olan belli bir bölgenin veya belli bir grubun özerkleşmesi değil, sistem tarafından ezilenlerin alternatif siyasal ve ekonomik yapılar oluşturması. Ancak ben Türkiye geneli konusunda daha kötümserim. Yeni bir anayasa yapılsa bile AKP hükümetinin son hızla giriştiği neoliberal dönüşümün önünde durmak çok zor. Özerklik temeli teşkil edebilecek yerel yönetim gibi siyasi yapılar bile özel sermayeye bağımlı hale getiriliyor. Biz eski tür iktidarları sorgulamaya başlarken, yenileri peydahlanıyor. Bir Karadeniz bölgesi özerk olsa ne olur ki, bu durumda? Tarım tasfiye edilmiş, işsizlik dorukta, milliyetçilik refleks haline gelmiş. Demokrasi böylesi bir ortamda nasıl yeşersin? Tek tük vakalar veya ‘kurtarılmış bölgeler’ haricinde, ideolojik, etnik ve dini kimlikleri çapraz kesen yerel ittifakların oluşması zor görünüyor ne yazık ki.”
Sosyalist devletten daha katılımcı
Akademisyen Zeynep Gambetti, Demokratik Özerklik modelinin, sosyalist devlet yapısından çok daha katılımcı bir nitelik taşıyabileceği tahlilinde bulunarak, bunun için, “sınıf veya etnik köken zemininde kurulmayıp daha genel anlamda toplumun ve bireylerin özgürleşmesini hedeflemek” koşulunu ortaya koydu. “Zira en nihayetinde sosyalizm merkezi devleti korumuş ve hatta büyütmüştür. Sovyet sistemi ilkesel anlamda özerk konseylerden oluşan bir sistem olacakken, merkezi planlama ve endoktrinasyon yüzünden ‘halk demokrasisi’ idealinin içi tamamıyla boşaltılmıştır” diyen Gambetti, Küba’da mahalli meclisler sayesinde bir süre yaşatılan bu idealin, bu defa da ekonomik ambargo ve tek önder kültüne kurban gittiğini kaydetti.
Kürt hareketinin vaadi
“Kürt hareketinin benimsediği Demokratik Özerklik ise çok daha katılımcı olma vaadi taşıyor. Yalnız burada etnik kimliğin dışlayıcı bir faktör olması riski doğuyor” şeklindeki fikrini de dile getiren Gambetti, bölgedeki Arap, Süryani ve hatta Türk azınlıkların dışlanmaması için ne gibi bir örgütlenmeye gidileceği hakkında, Kürt hareketinden beyanat vermesi yönünde talepte bulundu ve ekledi: “Keza, Kürt hareketinin içinde yer almayan Kürtlerin özerk yapı içinde yeri olacak mı sorusu da önemli. AKP’ye oy veren bölge vatandaşı nasıl kapsanacak? İdeolojik, dini ve etnik ayrımlar nasıl aşılacak? Bunların düşünülmesi lazım.”
Kendi iradesine sahip bölge
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Zeynep Gambetti, Kürtlerin referandumdaki boykot tavrının, Kürtlerin yaşadığı bölgenin Türkiye’de kendi iradesine sahip bir bölge olduğunu çarpıcı bir biçimde gösterdiğini ifade etti; ancak devamında şu yorumu yaptı: “Boykot Türkiye geneline nazaran bölgenin bağımsızlaştığının göstergesiydi. Dayatılan evet-hayır seçeneklerinin reddiydi. Fakat bununla Demokratik Özerklik arasında doğrudan bağ kurmak doğru olmaz. Bölgede özerk bir irade olduğu çok açık, ama özerkliğin “demokratik” olduğunu söyleyebilmek için başka şeylere bakmak lazım. Boykot en nihayetinde dışarıdan dayatılmaya çalışılan bir referanduma tepkiydi. Başta söylediklerimi hatırlarsanız, dış baskıdan kurtulmakla, gerçekten demokratik olan bir özerkliğe ulaşılmış olmaz.” Gerçekten demokratik biçimde işleyen bir özerkliğin ‘Kürt halkı’ türünden bir genellemenin artık geçerli veya değerli olmaması anlamına geleceğini düşünen Gambetti, bu düşüncesini şöyle açımlıyor: “Etnik temelde bakıldığında görünmez olan sınıfsal eşitsizlikler, nüfuz ve iktidar farklılıkları ortaya çıkacak. Kürtler arasında da ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen, iktidar hırsı içinde olan, halka güvenmeyen, eğitim ve sermaye gibi avantajlarını halkı manipüle etmek için kullanmaya çalışan kesimler olduğu su yüzüne çıkacak. Bugüne kadar dış baskılar yüzünden bastırılan birtakım dengesizlikler ortaya çıkacak. Ama aynı zamanda ‘Kürt halkı’ ifadesi altında görünmez kılınan çeşitlilik, farklılık ve belki de aykırılıklar görünür olacak. Demokratik Özerklik, Kürt halkının gerçek anlamda kendiyle tanışması anlamına gelecek dolayısıyla.”
Fiili olarak en alttan kurulur
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gambetti’nin, son olarak bir eleştirisi de, ‘özerklik ilanı’ söylemine dair. Gambetti, özerkliğin ilan edilebilecek bir durum olmadığını düşünüyor. Bölgedeki halkın birdenbire karar verme süreçlerine katılamayacağı, toprak dağılımının ve eşitsizlikler sorununun bir çırpıda giderilemeyeceği için ‘özerklik ilan etmek’ söyleminin doğru bir tanım olmadığına dikkat çeken Gambetti, şöyle diyor: “Zapatistalar ‘yaparak öğrenme’ ilkesini benimsiyorlar zira demokrasinin ancak demokratik süreçlere katılma suretiyle yeşerebileceğine inanıyorlar. Yukarıdan verilecek emirlerle demokratik pratik gelişemez. Demokratik Özerklik ‘ilan edilecek’ bir durum değildir, fiili olarak en alttan kurulur. Bu da dışa karşı verilecek mücadelenin yanı sıra, kendi içindeki baskı ve iktidar biçimlerine karşı çıkarak gerçekleştirilebilir.”
ALİ BARIŞ KURT İSTANBUL