05.01.2011
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Gambetti, DTK’nin tartışmaya açtığı alternatif ekonomik modeli ile Türkiye’nin farklı bölgeleri ve dünyanın birçok ülkesi için örnek teşkil edebileceğini söyledi. Projenin finans kapitalin içine düştüğü krize alternatif olduğunu belirten Gambeti, toplumsal refah ve bölgesel kalkınma için de büyük önem taşıdığını kaydetti.
Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK), 19 Aralık Demokratik Özerklik Çalıştayı ardından ortaya çıkan taslak üzerinde yürütülen tartışmalar devam ediyor. DTK Çalıştayı’na katılan akademisyenlerden Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zeynep Gambetti, hükümet cephesinin Demokratik Özerklik projesini eleştiri bombardımanına tutmasına ve ‘ülkeyi bölme projesi’ olarak nitelendirmesine tepki gösterdi. Özerkliğin tartışılmaya başladığı günden bu yana hükümet, muhalefet ve birçok aydının projeye karşı kötü niyetli bir tavır içinde olduğu eleştirisi yapan Gambetti, proje karşısında egemenlik ruhuyla hareket edildiğini, kalıpları sorgulamak yerine savunma refleksi içine girildiğini söyledi. „Mesele özerkliği tartışmak değil, Kürt hareketinin bir adım önde gidiyor olmasını kaldıramamak“ diyen Gambeti, aydınların projeye yaklaşımına ilişkin ise, „Özekliği bir irade beyanı olarak algılayamıyorlar, kendilerini kabul veya reddeden konumuna oturtuyorlar. Bu tam bir egemenlik refleksidir. Hükümet, muhalefet, aydınlar ve medya ne yazık ki Kürtlerin ne yapması gerektiği konusunda vaaz veremediklerinde ego yarılmasına uğruyorlar“ diye konuştu.
Alternatif bir model
Projeyi özellikle ekonomik olarak ele almanın önemli olduğunu kaydeden Gambetti, Demokratik Özerklik projesinin açıklanan ilkelerinden finans kapitalin içine düştüğü krize alternatif olması, toplumsal refah ve bölgesel kalkınma açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Özerkliğin çok tartışılan ekonomi ilkesinin ise öz kaynakları değerlendirme, elde olanla yetinmeyi sağlayacak yaratıcı projeler geliştirme, atıkları yeniden dönüştürme, sürdürülebilir tarım ve üretim sağlama ile kapitalist ekonomi modeline alternatif bir model olarak yaşama geçirilebileceğini kaydeden Gambetti, bu ve benzer modellerin dünyanın birçok yerinde ileri güçler tarafından da hayata geçirilebildiğine dikkat çekti.
Ortaya konulan ekonomik modelin yerel kaynakların merkezi devlet denetiminde değil bölge halkının çıkarına kullanılması yönünde bir model olduğunda da işaret eden Gambetti, bölge halkının çıkarını yine sadece bölge halkının kendisinin temsil edebileceğinin unutulmaması gerektiğini vurguladı. Halkın çıkarlarının halkı temsil eden yöneticilerin inisiyatifine bırakıldığında, kapitalist sistem içerisinde kaynakların ranta dönüşmesini engelleyecek mekanizmalar bulunmadığının altını çizen Gambetti, bunun yerine halkın kendini en küçük birimden en büyüğüne dek işin içine katacak etkin bir karar mekanizmasının kurulması gerektiğini dünyada da örneklerin bu şekilde uygulandığını söyledi.
Dünya örnekleri incelenmeli
Doğrudan halkın söz sahibi olduğu ekonomik modellerden birisinin Hindistan’ın Kerala Eyaleti’nde uygulandığını belirten Gambeti, Halkın Planı Kampanyası (PPC) çerçevesinde, eyalet yönetiminin bütçenin yüzde 35’ini yerel halk meclislerine devrettiğini ve bu miktarın en az yüzde 30’unu üretim yatırımlarına, en fazla yüzde 30’unu altyapı yatırımlarına ve en az yüzde 10’unu kadınları içeren kalkınma projelerine harcamak dışında başka bir şart konulmadığını belirtti. Böylece eyalette yaşayan 31 milyon insanın da bütçenin planlanmasına dahil olabildiğini aktaran Gambetti şunları belirtti: „Karar mekanizmasının 5 aşaması var. Önce köy meclislerinde ihtiyaçların belirlenmesi için kalkınma seminerleri uygulanıyor ve sonra planlama grupları oluşturuluyor. Yatırımların fizibilitesinin hesaplanması için de köylüler seminer düzenliyor. Sonra aldıkları bütçe kararlarını eyalet düzeyinde bütçelerin koordinasyonundan sorumlu birime iletiyorlar. Bu birim, diğer köy ve ilçelerden gelen planları uyumlu hale getirmek ve yıllık plan ve hedefleri belirlemekle sorumlu. Bu tarz katılımcı bütçe denemeleri Brezilya’nın Porto Alegre kentinde de yapılıyor.“
‘Fukara ekonomisi’ diyenler Batı hayranı
Özerkliğin ekonomik modelinin bazı aydınlar tarafından „fukara ekonomisi“ olarak nitelendirilmesini de eleştiren Gambetti, bu nitelendirmenin temelinde ise Batı hayranlığı olduğunu kaydetti. Gambetti, „Bizde hala ağır sanayi hamlesi bekleniyor anlaşılan. Oysa artık kapitalizmin denenmiş ve gelir dağılımı açısından feci sonuçlara yol açtığı kanıtlanmış yöntemleriyle kalkınma ve toplumsal refahın sağlanamayacağı çok açık değil mi? Özel sektör yatırımları olsa olsa özel sektöre yarar, hele ki kontrolsüz rant üzerine kurulu neoliberal birikim sürecinde“ diye konuştu. Özerklik projesinin sol bir proje olduğunun altını çizerek, sermaye sahiplerinin ve hükümetin işine gelmeyecek bir proje olduğunu da ekleyen Gambetti, tüm ezilenlerin sınıf mücadelesi altında birleşerek yürütülmesi gereken bir proje olduğunu ifade etti.
‘Bölgesel demokrasi ‘nötr’ proje’
Doç. Dr. Gambeti, özerklik projesinin Kürt sorununun barışçıl çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesini örtüştüren bir model olarak okumanın da son derece kritik olduğunu söyledi. Asıl sorulması gereken sorunun „Kürtler ne istiyor“ değil „Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak alternatif siyasal ve ekonomik projeler nelerdir“ sorusu olması gerektiğini belirten Gambeti, barış için atılacak adımlar konusunda içi boş formüllerden kaçınılması gerektiğini vurguladı. Gambetti, „Önce silahlar sussun, sonra şu, bu, o olsun gibisinden koşullarla dolu çözüm önerileri iki tarafın birbirine güvenmediğini, güvenmeyeceğini anlatıyor. Barış projesi gibi gözükürken aslında barışı baltalayan önermeler bunlar. Oysa bölgesel demokrasi gibi daha ‘nötr’ bir proje, iki tarafı birbirine yakınlaştıracak bir zemin teşkil edebilir“ dedi.
ÇAĞDAŞ KAPLAN/DİHA/İSTANBUL