Zeynep Gambetti
Resmi:
Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nden 1987 yılında mezun olduktan sonra üç yıl gazetecilik yaptı. Yüksek lisansını yine aynı üniversitenin Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yaptı. Paris VII Denis Diderot Üniversitesi’nde siyaset felsefesi alanında “Siyaset ve Yalan: Görünebilirliğin Önemi Üzerine” başlıklı tezi ile doktorasını tamamladı. 2000 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde siyaset kuramı dersleri veriyor. Marx, Arendt ve Foucault’dan esinlenen çalışmalarında ideolojiler, eylem kuramları ve alternatif toplumsal hareketlere odaklanıyor. Türkiye’deki Kürt sorunu ile Meksika’daki Zapatista ayaklanması gibi çatışmalı toplumsal hareketleri ve neoliberalizmin doğurduğu farklı şiddet biçimlerini inceledi. Devlete Karşı Demokrasi (Nami Beşer’le birlikte–2002- Epos Yayınları); Bildiğimiz Kapitalizmin Sonu-Siyasal İktisadın Feminist Eleştirisi (2010-Metis Yayınları) ve Umut Mekânları (2011-Metis Yayınları) kitaplarını çevirdi. Son dönemde Spinoza ve Deleuze’den de feyz alan bir Hannah Arendt okuması yapmaya yoğunlaştı.
Gayrı-resmi:
İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, Mozambik’te, ve ABD’de yaşadıktan sonra dünyada yaşamın aldığı sonsuz formlar karşısında hayret ve şükran duymaya ve Türkiye’de sıkışılan dar alanlardan çıkış yolları aramaya başlamıştır. İskan edilebileceği araflara ihtiyaç duymaktadır.
Araf müphemlik, belirsizlik, tanımsızlık içeriyorsa eğer, bir aidiyetsizlik halidir. İktidar veya normalitelerin ne içinde, ne de dışındadır. Çokluk birbirine tıpatıp benzeyen insanların niceliksel olarak biraradalığı olamaz; bundan ziyade birbirine benzemeyenlerin her daim yeniden kurdukları alandır. Varolan düzene bir cevap üretebiliyorsak eğer, bu farklılıklarımız sayesindedir. Düzen (veya toplumsal yapılar) tektipleştirir, sınır koyar, öngörülebilirlik ister. Kırılma anları farklılıklar sayesinde ortaya çıkar. Eylem, kırılma anını yaratan söz ve edimdir. Düzene verdiğimiz cevaptır: bizi hem ayrıştırır, hem birleştirir. Ama en önemlisi, düzen tarafından mutlak biçimde belirlenmediğimizin işaretidir, yani özgürlüğümüzün. Eylem varolan denge ve anlamları bozduğu gibi, yeni denge ve anlamların ortaya çıkmasını sağlayacak arafı var eder. Arafta olmak, “var” olmanın bir kipidir, ama “normal” varoluştan farklıdır. Bu kipte varolmak, dışlanmayı ve damgalanmayı da göze almak demektir. Siyah veya beyaz diyenlerin, araftaki gri tonlarını mesken edinmesi çok ama çok zordur…